SinanCanan.net

Kişisel bir sayfa…

Kelimeler ve Düşünce

Posted by Sinan Canan Eylül 24, 2008

Sokakta yürüyorsunuz ve yanınıza elinde mikrofonu, yanında kameramanı ile televizyoncu olduğu belli bir hanım yaklaşıyor. Önce affınızı istirham ediyor ve ardından soruyor size: “Endoplazmik retikulum hakkında ne düşünüyorsunuz?”. Sonra da mikrofonu o eşsiz görüşleri serdedecek olan ağzınıza doğru uzatıyor. Şimdi ne olacak? Eğer lisede biyoloji dersi görmüş iseniz, yine biraz şanslısınız. “İyi bir şeydir, hücrede bulunur, böyle kargacık burgacık şekillidir…” falan diye bir şeyler söyleyebilirsiniz. Peki ya anlamını hiç bilmiyorsanız? Hayatınızda ilk defa duyduğunuz bir terim hakkında görüş bildirebilir misiniz?

Diyelim ki siz öyle boş boş bakarken, televizyoncu hanım olayın vahametini kavrayıp, “eh madem o zaman siz de cari açık hakkındaki düşüncelerinizi paylaşın bizimle” deyiverdi. Hay Allah, bu da neredeyse her gün duyduğunuz bir şey ama ne demek bilmiyorsunuz ki? Hani hesabın tutmamasıyla ilgili falan bir durum ama teferruatı hakkında malumat yok! Sanırım ilk yapacağınız şey uygun bir bahaneyle mikrofon menzilinin dışına çıkmak olurdu.

Aynı televizyoncu hanım eğer size irtica, cumhurbaşkanlığı seçimi, ekonomik gidişat, çağdaşlık, türban, insan hakları yahut bilimsel düşünce terimlerinden birisini sorsa, işiniz ne kolaydı değil mi? Söyleyecek iki üç laf hemen bulunabilirdi bu konularda. Siz üzerinde hiç düşünmemiş, “bu ne demektir acep?” diye hiç kafa yormamış olsanız da fark etmez; zira o konularla ilgili konuşan o kadar adam gördünüz ki, bu kadar kafadan ses çıkabildiğine göre, siz de kendinizi konuşmaya yetkili görüyorsunuz haliyle. Kapayın gözünüzü, ne kadar çok laf gelecek aklınıza, siz de şaşacaksınız.

Kavga, insanla kelime arasında…

Cemil Meriç, “Mefhumların kâh gülünç kâh korkunç maskelerle raksa çıktığı bir karnaval balosu, fikir hayatımız. Kavga, insanla kader arasında değil artık insanla kelime arasında…” diyor “Bu Ülke”de. İlk okuduğumda zihnimde çok fazla yankı yapmamıştı bu ifadeler; ta ki yaşım erip de kelimelerin düşünceyi ifade etmedeki anlamını kavramaya başlayana kadar. Özellikle etrafımdaki tartışmalara taraf olmadığım zamanlarda fark ettim ki, insanlar, kavramların değil, onların kendi zihinlerindeki taraflı ve muğlâk, çoğu kez üstün körü didiklenmiş ve şüphe edilmemiş temsilleri üzerinde kavga ediyorlar. Tarifini nesnel bir şekilde yapamadığınız kavramlar, düşüncelerimizi ifade etmediği gibi, yeni kavgalar için adeta zemin hazırlıyor ve bizleri tartışmalarda takatsiz, etkisiz ve bilinçsiz bırakıyor.

Meriç’in yukarıdaki ifadelerden muradı belki biraz farklıdır fakat bugün etrafımızda sıklıkla duyduğumuz birçok kavrama ve onların etrafında dönen tartışmalara baktığımızda, tartışmaların çoğunlukla kavramın anlamındaki belirsizlik – muğlâklık nedeniyle sürdüğünü görebiliriz. Dahası, bu belirsizlik çoğu zaman adeta istemli olarak korunur gibidir. Birisi çıkıp da, “yahu, önce şu kavramın bir tarifini yapalım, ondan sonra tartışalım” dediğinde, kızgın sesler yükselir; “ne varmış canım, var ya tarifi işte!” gibisinden kestirme çözümler üretilir. Çünkü tartışmacıların birçoğu bu belirsizlikten, bu puslu havadan beslenir. Yani istenen çözüm değil, tartışmanın veya kavganın bizzat kendisidir.

İncelikli düşünmenin, çözümlemeci (analitik) kafa yapısının oturmadığı bir toplumda bu durumu aslında normal kabul etmek mümkün. Normaldir de, bu vakıayı görmezlikten gelerek sorunlara çözüm arama yahut “aydın olma” peşinde koşmak da beyhudedir. Amacınız eğer kuru gürültü ile vakit öldürmek ise, böyle bir ortam ortam tam size göredir. Zira tartışma bitmez, çünkü hiçbir şey çözülmez. Fakat yine Cemil Meriç’in ifadesi ile “düşünce namusu” bizi birkaç adım daha atmaya zorlamalı.

Kişisel çözümler?

Teknik olarak bakacak olursak, kullandığımız, tartışma konusu ettiğimiz her kelimenin yahut kavramın öncelikle kelime köklerini incelemek faydalı olur. Bu kelimenin esas kökeni nedir? Tarih boyunca hangi anlamlarda kullanılmıştır? Hali hazırdaki durum (konjonktür) gereği hangi anlamlarda kullanılır olmuştur? Bu yeni anlamları esas anlamıyla gerçekten ilişkili midir, yoksa bu yeni anlamlar kelimenin üzerine bir şekilde iliştirilmiş midir? Bu kelime herhangi bir gerçeği karşılamakta mıdır, yoksa yapay olarak mı üretilmiştir? Kişiler arasında farklı anlamlarda kullanılmakta mıdır? Eğer kullanılmakta ise, anlamlar arasında zıtlık ilişkisi var mıdır? Varsa neden vardır? Yahut hangi anlam gerçeğe daha yakındır?

Anlamına hakim olmadığımız kavramlar hakkında hemen fikir beyan edivermek için, inanın, herkesin sizin kadar iyi bahaneleri vardır. Konuyla ilgili yeni bir şeyler okumuştur, yıllardır dinlemiştir, yahut anneannesi hacıdır vs… Dolayısıyla konuşmaktan ziyade susmanın bir insan erdemi olduğunu hatılamak bu açıdan faydalı olabilir. Eğer elinizde bir gerçek varsa, o bir şekilde, ihtiyaca binaen ortaya çıkar; fakat guguklu saat misali her fırsatta konuşmak, konuşanın da fikirlerinin de etkinliğini azaltır.

Lisanımız = Zihnimiz!

Zihnimiz, kelimelerden kuruludur desek, abartmış olmayız. Kelimeler ve kullandığımız lisan, düşünce biçimimizi dahi şekillendirirler ve tüm hayatımıza yön verme konusunda tartışılmaz bir paya sahiptir. Zira düşünce kalıplarımız, hatta zaman ve mekan algılamamız bile, kullandığımız lisanın dilbilgisi ve ses kurallarıyla çok yakında ilişkilidir. Sadece kişisel tecrübelerimizin şekillenmesi değil, toplumumuzun kültürel alt yapısının bize yansıması konusunda da dil ve sözlü iletişim vazgeçilemez bir öneme sahiptir.

Lisanımızı ve zihnimizdeki kelimeleri ne kadar iyi tanırsak, kelimeler etrafında o kadar verimli bir anlam bulutu oluşturur ve bu anlam bulutlarının sınırlarına da o kadar hâkim hale geliriz. Kelimelerimize ve kavramlarımıza gereken özeni göstermediğimiz takdirde, bu kavramları oyuncak edenlerin elinde oyuncak olmaktan kurtulamayız.

Bir Yanıt to “Kelimeler ve Düşünce”

  1. Bir yerde okumuştum, (zannedersem Metin KARABAŞOĞLU’nun bir kitabında, http://www.karakalem.net) : “Birşeye “mal, gıda madde, emtia” vs. demek yerine; o şeye “ni’met, rızık” dersek, bu kelimeler şeffaftır, arkasında “in’am edici, ihsan edici Rabbimiz’i hatırlatır, gösterir…” Kişilerin kullandıkları cümle – kelimeler, ya iç dünyalarını manipüle ediyor veya iç dünyası, kelime ve ifade biçimlerini manipüle ediyor; defalarca o kelime – kavramları tekrar tekrar söyleyerek ve işiterek, bu telkinlerle, kendi kendimizi ve çevremizi hipnotize ediyoruz… Sonuçta ya dışımız ve kullandığımız kelimeler, içimizi şekillendierecek veya tam tersi kalbimiz, kelime ve davranış – dışımızı kurgulayacak; yani etkileşim çift yönlü ama kazanan hani taraf olacak bakalım, sonuçta insançelişik bir hayat yaşayamaz; ya inandığımız gibi yaşarız veya yaşadığımız gibi inanmaya başlarız; ya olduğumuz gibi görünürüz veya göründüğümüz gibi olmaya başlarız, o rolü benimseriz; ya kalıp, kâlbi veya kâlp, kalıbımızı şekillendirecek, 3.ihtimal yok galiba, ne dersiniz?

Yorum yapın

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>