Çocuklardan Alınacak Dersler
Posted by Sinan Canan Şubat 23, 2009
Çocukları izler misiniz?
Ben gittikçe bu işe, yani çocukları uzaktan izlemeye ve gözlemlemeye merak sarmaya başladım. Zira her seferinde çok ilginç dersler veriyorlar insana. Özellikle 0-3 yaş grubundaki çocukları izlemek insana ilginç bazı açılımlar sağlıyor.
Bu yaş aralığındaki çocuklarda “can sıkıntısı” diye bir şey yok mesela… Boş boş oturup da canı sıkılan bir oyun çocuğuna rastlamadım ben henüz. Onu zorla büyüklerin sohbetinde hareketsiz oturmaya vs. zorlamazsanız, muhakkak her an ilgilenecek bir şeyler buluyor kendisine. Çocukların bu yönünü farkettikten sonra, etrafında ilgilenecek koca bir dünya varken canı sıkılan erişkinleri artık anlayamaz oldum.
Bu yaş grubundaki çocukların karşılaştıkları hemen her şey onlar için yeni. Belki de bu yüzden hiç canları sıkılmıyor. Sizin üzerine basıp ilgilenmeden geçeceğini renkli bir kağıt parçasını bile büyük bir dikkatle inceliyorlar. Bizim için ise her şey ne kadar da sıradan! Acaba gerekten öyle mi, yoksa biz etrafımıza bakmayı mı unuttuk?
Bir gün, yanımda kendi mama sandalyesinde oturan kızımın önüne kırmızı plastik bir nesne (bir saklama kabının kapağını) koydum. Henüz bir yaşında bile değildi o zaman. Kapağı aldı, evirdi, çevirdi, ısırdı, yaladı… Neredeyse bir on dakika oyalandı o kapakla. “Ne buluyor ki bu kapakta bu kadar oyalanacak” diye düşündüm kendi kendime. Bana son derece lüzumsuz bir zaman geçirme şekli olarak gözüktü bu oyun. Saatler sonra, internette rasgele gezinirken kedime geldim. O anda, internette kendimi oyalamamın aslen kızımın biraz önce kapakla oyalanmasından hiç de farklı olmadığını anlayıverdim. Hem o benden daha avantajlı idi; zira o, kendisi için yepyeni bir nesneyi keşfediyordu; ben ise zaten bildiğim yahut bilmeme gerek bile olmayan bir yığın malumat ile vakit öldürüyordum… Artık onu değil, kendimi garipsiyorum.
Çocuklar dünyaya kalıplar halinde ve şartlanmalarla bakmıyor, her şeyden sonuna kadar keyif almayı beceriyorlar. Sözgelimi, ailece yemek yerken evin kedisi bir anda uçmaya başlasa ve aile fertlerinin başlarının üzerinde daireler çizilerek süzülse, büyüklerin ilk tepkisi korkmak ve telaşlanmak olurken, böyle bir durumda çocuklar oldukça eğlenecek, belki de kahkahalar atacaklardır! Ta ki anne-babasının korkuyla irileşmiş gözlerini görene kadar!
Çocuk duygularını gizlemez. Korkunca ağlayıverir, sevince gülücükler dağıtır, kısacası içi neyse dışı da odur biraz. Çocuklar maskesizdir genellikle. Belki de o yüzden birkaç dakikadan fazla kin tutmaz, depresyona girmez veya uzun vadeli hesaplaşmalarla ilgilenmez. Acaba bizler de kendimizi böyle rahatça ifade edebilsek, hayatımız daha mı kolaylaşırdı? Ben denedim, evet çok daha kolay oluyor bazı şeyler.
Küçük çocukların ne kadar çabuk arkadaş edindiklerini veya yaşıtlarıyla ne kadar çabuk kaynaştığını farketmişsinizdir. Bunun bence bir nedeni, büyüklerde yerleşmiş bulunan ön-kabullere ve çekingenliklere henüz sahip olmamaları. Yeni bir ortama girdiklerinde önce çekingen de davransalar, yaşıtları ile çok hızlı bir kaynaşma gösterebiliyorlar. Onları örnek almaya başladığımdan beri sosyal ilişkilerimde gittikçe daha rahat olmaya başladığımı itiraf etmeliyim!
Anne babaların en çok aşina olduğu durumdur, gece çığlık çığlığa ağlayarak uyanan bebekler. Kimi zaman gaz sancısından, kimi zaman açlıktan uyanıverirler. O anda artık size de uyku yasaktır. Onu bir şekilde sakinleştirmeniz gerekir. İşte böyle gecelerden birinde, kucağımdaki bedene baktım. Kucağımdaki o minik canlı o kadar zayıf ve savunmasızdı ki! Debelenerek ağlıyor ve bundan başka hiçbir şey yapamıyordu. Fakat o zayıflığıyla bizim gibi iki yetişkin insanı yataklarından kaldırmayı, emrine amade etmeyi ve istediğini yaptırmayı da başarıyordu. Bu kadar zayıf bir bedenle bu büyük iktidara sahip olmak mümkünken, dünyadaki bu iktidar ve güç kavgasına şaşmamak elde değildi aslında! Zayıflığın ve acizliğin merhameti nasıl celbettiğini de en güzel onlar öğretiyormuş aslında, onu anladım.
Son olarak, çocuklarda gözlenebilecek olumsuz davranış ve huyların büyük kısmının, çocuğun etrafındaki yetişkin örneklerinden kaynaklandığını farkedebilirsiniz. Yeme bozuklukları, büyüklere saygısızlık, aşırı yaramazlık ve etrafına zarar verme gibi olumsuz özelliklerin bir çoğu, maalesef çocukların tabiatını anlayamayan, yahut anlamaya zaman ayıramayan yetişkinlerin hatalı yaklaşımlarından izler taşıyor. Kısacası, çocuğa bakarak, onu yetiştirenlerin yanlışlarını görebilme şasımız var.
Zira çocuk, tertemiz, lekesiz bir aynadır; ona ne gösterirsek, aynıyla bize ve topluma yansıtacaktır.
ibrahim dal demiş
hocam,süper olmuş,sizin gibi insanların sayılarının artması dileklerimle…..
pinar demiş
ağzınıza sağlık
cocuklarla hasir nesir olup kendimi harika hissettiğim bi haftasonundan sonra okudum bu yaziyi
nasil da denk geldi ;)
cocuk gibi olmak lazim kipir kipir
icimizdeki o canli ruh hep oyle kalsin
tez aydinlanmalar olsun …….
YASAR HUSEYİN ONGANLAR demiş
Sinan abi , sitene bir bakayım neler değişmiş olabilir diye geldim.
Yaklaşık 35 dakikadır makalelerini okuyorum ellerine sağlık.
Dayanamadım bu yazıda bir iki kelime edeyim dedim.
Ne kadar da doğru bir gözlem .. Çocukların davranışları ailelerini yansıttığı. Bir çok aile ile muayene esnasında karşılaşıyorum . Hangi anne babanın yüzü gergin sinirli ise o ailenin çocuğunu değil sedyede oturtmak , kulağına bakmak yüzünü bile görmek zor oluyor. Gözleri sımsıkı etrafa bakamıyor korkudan ..
Hangi anne baba sakin mutlu ise o ailelerin çocuklarıda bir o kadar sevecen uyumlu oluyor.
Bir çocuk doktoru olarak bu paylaşımı yapmak istedim..
Kendine çok iyi bak..Ablaya ve miniklere selamlar.