SinanCanan.net

Kişisel bir sayfa…

Pis Böcekler!

Yazan: Sinan Canan Şubat 23, 2009

antDiyelim ki, beyaz duvarda koyu renkli bir böcek yürüyor. Evin 2-3 yaşlarındaki sevimli çocuğu bunu görünce, tüm ilgisi ne olduğunu bilmediği bu hareketli şeye doğru dönüyor. Dokunmak istiyor ona. Tam uzanacakken, babası (yahut annesi-teyzesi vs.) sesleniyor sertçe: Elleme kızım/oğlum; aaa, pis o, cısss!

Çocuk bir kaç kez daha benzer hadiselerle karşılaşıyor büyürken; ellemesini istemedikler şeylere “pis” diyorlar, “zehirli” diyorlar, “cıss” diyorlar büyükleri. Annesi, babası, büyük bildiği herkes söyler de çocuk itiraz eder mi? İstemeyerek de olsa kabulleniyor o şeylerin (her neyse onlar) pis ve zararlı olduklarını.

Peki acaba çocuğu bu varlıklardan ve nesnelerden uzak tutmaya çalışan büyükler gerçekten biliyorlar mı o şeyin “pis” yahut “tehlikeli” olduğunu? Zehirli olabilme kapasitesine sahip örümcekleri, hastalık taşıyabilen tahtakurularını, çıyanları falan anlarım da; uğur böceğinden bile korkan, her eklem bacaklıyı “pis” ve “zararlı” bilen yetişkinlerimiz yok mu sanki? Veya tehlikesiz olduklarını bilmelerine rağmen, çocuklarını ilerideki “muhtemel” tehlikelerden korumak için küçük beyaz yalanlar mı söylüyorlar sadece? Evet, anne-babalar genelde böyle davranıyor; çünkü onların da öyle davranan anneleri-babaları olan anne-babalara sahip anne ve babaları vardı muhtemelen. Kuşaktan kuşağa bir “tecrübe” aktarımı! Gerçeklikle çoğu zaman ilgisi bile olmayan, özellikle şehirli insanları hareket eden neredeyse her şeyden korkar hale getiren o hurafelerin kaynağı biraz da işte bu basit yalanlar.

Bu bildik öyküyü sadece böceklerle mi ilgili sanıyorsunuz? Eğer öyleyse büyük bir yanılgı içindesiniz demektir.

Bu ülkenin insanı, kendi düşünme geleneğini geliştirememiş maalesef; yahut buna (muhtelif nedenlerle) hiç fırsatı olmamış. Düşünme eylemi anlamında ülke insanımızın büyük çoğunluğu ergenlik öncesi çocukluk halleri sergiliyor. Bu nedenle, kulağı “anne-baba” yahut “âkil kişi” bildiği insanların sözlerindedir genelde. Baştan sona bütün eğitim sistemi ve bu tuhaf ideolojik yapı, ona böyle öğretmiştir zira: Onun düşünmesine hacet yoktur, birileri düşünür, ifade eder, o da böylece bilgilenmiş olur.

Böyle insanlardan oluşan bir ülkede belki de en önemli güç, malum sebeplerle basın-yayın organlarına, güncel ifadesiyle “medya”ya ait olacaktır. Öyledir, çünkü ister yalan, ister çarpıtma olsun; uygun yönlendirme teknikleri ile birlikte sunulduğunda insanlar bunu kolaylıkla yutar. Şimdi bolca yaşadığımız gibi “bütün hareketli nesnelerin tehlikeli olduğuna” birilerini gayet rahat ikna edeceklerdir.

Elbette bu gün basın-yayınımız bizi sadece eklembacaklılar taifesi ile ilgili “bilgi”lendirmiyor; aynı taktiği hemen hemen her şey için kullanıyor. Bir yazarın yayınından hoşlanmadı mı? Hazır etiketlerden üç beş tanesiyle avaz avaz bağırarak o şahsı yaftalamak, hedef alınan düşünceden ve kişilerden insanları soğutmak için çoktandır kullanılan bir teknik. Bir siyasi oluşum sinirine mi dokunuyor? Kanıta falan ihtiyaç duymayacak şekilde, ülke insanının bilinçaltına yıllardır itinayla yerleştirilmiş o meşhur suçlamalardan bir kaç tanesini arka arkaya dizivermesi yetiyor da artıyor! Vatanı satan, işbirlikçi, şeriatçı, kominist, hain, ikinci cumhuriyetçi, terörist, yobaz, tarikatçı… ne “sıfatlar” gördük bu güne kadar, hatırlasanıza! Dünün baş tacı edilen, ünlü ve laikliğinden kimsenin şüphe duymayacağı birçok siması, bu günlerde açıkladıkları düşüncelerinden ötürü tarikatçı ve benzeri damgaları çoktan yemiş durumdalar. Bağırdıkça haklı olacaklarını sanıyorlar…

Bu boş lafları basın-yayın organlarından edinerek sağda solda satan sıradan vatandaşa bakın bir de. Evde anne-babasından “pis” olduğunu öğrendiği böcekleri arkadaşlarına irileşmiş gözler ve heyecandan titreşen bir ses tonuyla anlatıp onları mutlak tehlikeye karşı uyarmak çabasındaki o masum çocuktan ne farkları var? Hiçbiri dillendirdikleri iddialara dair nesnel bir kanıt görmüş değil. Bakınız o kişiye; sadece “koskoca gazete/koskoca hoca/koskoca bilmem ne, yalan mı söyleyecek canım!” safsatası, bütün zihinsel yönetimi ele geçirmiş vaziyettedir. Öyle ki, silahlı güçlerden yana tavır koymayı “muhalefet” diye yutturabiliyorlar bazılarına bu ülkede! İnanılmaz ama gerçek!

Annesi bir böcek için “pis” diyen çocuk bilmez ki, annesi böcekler hakkında hiç bir şey bilmez; hepsi dünyadan yok olsa kılı bile kıpırdamaz. Ve yine bilmez ki aslında böcekler olmasa, dünyada yaşam mümkün olmaz! Annesi de bu masum yalanı çocuğunu korumak için söylediğine inanmıştır; belki yalan olduğunun bile fakında değildir; zira ona da öyle söylemişlerdir zamanında. Bilmez ki bu lafın ucu nereye gider, çocuğun hayatını nasıl etkiler, gelecek nesillere nasıl sirayet eder…

Öte yandan, zihinleri yalanlarla yönlendiriliyor diye insanlara üstenci bir edayla kızmak da büyük haksızlık aslında. Böcek korkusunu nasıl doğal karşılıyorsak, bunu da öyle karşılamamız lazım. Sağlıklı değil, ama doğal. Yıllardır eğitim adı altında dayatılan ezberci ve efsaneci güdümleme sisteminden ve ülkeye sürekli dayatılmaya uğraşılan kısır ideolojimsilerin rahle-i tedrisinden geçmiş, silahlı güçlerden darbe üstüne darbe yiyerek, devleti kafasına her an inmeye hazır tokmak gibi bir nesne olarak algılamaya koşullanmış bu insanların, hakikat yolunda fazla bir şanslarının olmadığı aşikar. Kafaları bu biçimde formatlamayı amaç edinmiş bir sistemin ürünleriyiz bizler. Fakat neyse ki, hiç bir şey gibi bu formatlamayı da doğru dürüst becerememişiz. Artık birçok insan, haber aldığında kanıt soruyor; haberi getirene durup şöyle bir bakıyor; aklını mantığını kullanıp kendince bir karar vermeye çalışıyor.

Velhasıl, şimdiki çocuklar akıllı; bazıları ana-babalarını dinlemeyip böceklere dokunmaya başladılar. Alıyorlar, ellerinde evirip çevirip sağlarına sollarına bakıyorlar. Nadiren sokulsalar, ısırılsalar bile, ciddi bir yaralanmaya maruz kalmadıklarını gördüler ya, aynı dünyayı paylaştıkları bu tabii mahlûkatı şimdi daha bir cesaretle ve dikkatle inceliyorlar.

Böyle devam ederse yakında bu dünyada hareket eden şeylerden boşuna korkmadan, gayet huzurlu bir hayat yaşayacaklar. İnceledikçe görecekler ki, o hareketli unsurlar sadece kendileri gibi doğal sürecin bir parçası… Artık onlara ve kendilerine daha başka bir gözle bakacaklar…

Birlikte hareket edecekler, birlikte yaşayacaklar…

(Sinan Canan 2008; Haber Ajanda Dergisinde yayınlanmıştır)

Yorum yapın

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>