Korsana “Hayır” Derken…
Posted by Sinan Canan Aralık 24, 2009
Korsan kavramı artık günlük hayatımızın neredeyse ayrılmaz bir parçası. Korsan terimi kısaca, sanat ve fikir ürünlerinin izinsiz ve yasadışı kopyalanması/dağıtılması olarak tanımlanıyor. Her ne kadar yasa dışı olsa da yakın zaman kadar orijinalinin beşte biri fiyatına alabileceğiniz korsan kitaplar, DVD’ler, içine 15-20 albüm sığdırılabilen MP3 DVD’leri sokaklarda rahatça satılıyordu. Şimdilerde sokaklarda bu tip tezgahlara çok fazla rastlayamıyorsanız, bunun nedeni korsanla olan mücadelenin etkinliği değil, evlerde geniş bant internet bağlantısının oldukça yaygın olarak kullanıma girmesidir aslında. Eğer evinizde geniş bant bir internet bağlantısı varsa, “tamamen yasadışı” bir şekilde eMule, sDonkey gibi programlar ve torrent paylaşım ağları gibi ağlar sayesinde istediğiniz sayısal veriyi ücretsiz (korsan!) olarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz! Sayısal veri derken, elbette her türlü film, müzik ve bilgisayar dosyalarına dönüştürülmüş yazılı, görsel ve işitsel malzemeyi kastediyorum. Koca bir DVD’nin orijinal içeriğini 15 saat gibi bir sürede bilgisayarınıza indirip, bilgisayarınızda bulunan DVD yazıcınız aracılığıyla maliyeti 1 YTL’nin çok altında bir boş DVD’ye basarak, evinizdeki DVD/VCD/MP3 çalarlarda izleyebiliyor/dinleyebiliyorsunuz. Elbette bunu yapan herkes, bu işin kanunsuz ve cezai yükümlülük getiren bir davranış olduğunun farkında.
İnternet kullanımı, özellikle müzik ve video piyasasındaki korsan kopya dağıtımını çok büyük oranda kolaylaştırdı. Sayısal biçimdeki müziğin MP3, WMA gibi dosya biçimleri halinde internetten satın alınması da artık mümkün; fakat korsan halen çok büyük bir problem. Zira ünlü ve çok satan albümlere imza atan sanatçıların şu anda en büyük derdi, hem ülkemizde hem de dünyada albüm satışlarındaki inanılmaz düşüş. Bunun da elbette en büyük sebebi, artık adeta her şeyin korsan olarak elde edilebilmesi (orijinal müzik CD’si içeriğini bile FLAC gibi ‘kayıpsız’ dosya biçimleriyle elde edebiliyorsunuz!).
Sevdikleri müzisyenlerin parçalarını internetten korsan olarak indirip dinleyenlerin genel savunma mekanizması, indirdikleri şeyleri sadece kendilerinin dinlediği mantığıyla başlıyor. Ardından en fazla kullanılan bahane sanıyorum, “bir-iki iyi (hit) şarkı için, parçalardan çoğunun sıradan olduğu bir albüme neden para vereyim?” şeklinde özetlenebilir. Günümüzde, özellikle popüler müzik albümleri bir iki vurucu parça dışında, birkaç hafta içinde dinlenilemez hale gelebilecek kadar sıradan çalışmalarla dolu. Hal böyle olunca, tüketici de haklı olarak albümlere verdiği paraya acıyor. Özellikle yabancı menşeli albümlerin pahalı fiyatları da düşünülünce, yabancı kaynaklı albümlerin satışlarındaki düşüş hiç şaşırtıcı değil.
Kişisel görüşüme göre, günümüzde korsan kopyalama ve dağıtımın sanal ortamda bu denli yaygınlaşması, sanat ve fikir eserlerindeki yozlaşmanın bir bedeli. Nasıl ki dünyamızı “kullanırken” insani hırslarımıza yenilmemiz sonucu küresel iklim felaketleri ile burun buruna geliyoruz; sanat eseri üretimi sürecindeki özensizlik, şişirilmiş şöhretler ve aşırı/sanal seçenek fazlalığı da benzer bir şekilde, çoğu sınırlı gelire sahip olan tüketicilerde doğal bir tepki doğuruyor. İnsan topluluklarının her türlüsünde görülen ve kaotik toplu davranışı dengeye zorlayan tepkilerin nisbeten yeni bir örneği de işte bu korsan davranışı.
Bu görüşümü güçlendiren bir kanıta geçenlerde internette tesadüf ettim. Uluslar arası bir müzik satış sitesinde o haftanın en çok satan albümleri listesine baktığımda, albümlerin yarısından çoğunun, dinleyici sayısının görece az olduğunu bildiğim progresif rock tarzı müzik yapan bazı gruplara ait olduklarını farkettim. Bu gruplar dinleyici sayısı olarak çok geniş kitlelere hitap etmezler, zira müzikleri oldukça karmaşıktır. Fakat karmaşıklığın yanında, listede bahsi geçen neredeyse tüm albümleri dinlemişliğim vardı ve biliyordum ki bu albümler çok büyük emek ve çabanın ürünleridir. Popüler tarzda yapılan sıradan bir parçanın en kötü ihtimalle yüzlerce katı zihinsel emeğe malolan bu çalışmalar, daha çok bu tarz müziği algılama konusunda becerikli ve eğitimli bir dinleyici grubuna hitap ederler. Dolayısıyla, aynen benim şahsi durumumun da gösterdiği gibi, bu albümler özellikle ve seve seve satın alınan albümlerdir; zira ödediğiniz ücretin, elinizdeki zihni emeğe göre çok az bir meblağ olduğunun bilincindesinizdir. Yani, böye bir alışveriş gönül rahatlığıyla yapılan bir alışveriştir ve bilirsiniz ki, aldığınız bu orijinal albümleri rahatlıkla çocuklarınıza miras bırakabilirsiniz. Elbette listeler her zama bu kadar çarpıcı bir sıralamaya sahip değil; fakat genel anlamda, işin genelinde kalite ve özen azaldıkça, tüketicinin gözünde “korsanlara yem olması” da o derece hak görülüyor…
Korsana karşı savaş verenlerin samimi olduklarına eminim. Fakat gözden kaçan en önemli nokta bence, “sanat eseri” ve “sanatçı” kavramlarındaki azap veren “sulanma”dır. Her hafta üç-beş “star”ın pırtlak misali arz-ı endam ettiği bir piyasa, mecburen bütün dinamik-canlı doğal sistemler gibi bir iç-denge (homeostazis) geliştirecektir ve korsan kopyalamadaki bu patlama, bu yolda çok önemli bir uyarı sinyalidir. Eğer korsan piyasasını sadece mücadele edilecek bir düşman olarak değil de, aynı zamanda ders alınacak bir “sonuç” olarak görebilirsek, sanıyorum bunun insan topluluğuna yapacağı katkı da büyük olacaktır.
Kısacası, bu sonucun nedenleri üzerine kafa yormak, uzun vadede korsanla savaşmaktan daha verimli sonuçlar doğurabilir.