Türler Birbirine Dönüşür Mü?
Posted by Sinan Canan Aralık 24, 2009
Tür (species), biyolojideki canlı sınıflandırması sistemlerinde en temel basamaktır. Tanım olarak tür, kendi aralarında çiftleşebilen ve sonuçta üreyebilme özelliğine sahip yavrular meydana getirebilen canlılar grubudur.
Canlıları sınıflandırma, biyolojinin en temel alanlarından birisidir ve taksonomi olarak bilinir. Taksonomi, canlıları fiziksel benzerlikler başta olmak üzere birçok kıstas aracılığıyla belli gruplar altında toplama mantığına dayanır. Bu gruplandırma kabaca, küçükten büyüğe doğru tür-cins-aile-takım-sınıf-filum-âlem sıralamasında yapılır. Örneğin bir tür olarak gri kurtlar (Canis lupus), hayvanlar âleminin, sırtipliler (cordalılar) filumunun, omurgalılar (vertebrata) alt-filumunun, memeliler sınıfının, etçiller (carnivora) takımının, Canidae ailesinin, Canis cinsinin üyeleridirler. Tanımlanan tüm canlılar bu şekilde, diğer canlı gruplarıyla olan benzerlikleri ve eldeki akrabalık bilgileri uyarınca bu şekilde uygun gruplara yerleştirilirler. Taksonomi biliminin uğraş alanı çok özet olarak budur.
Peki, dünyamızda kaç “tür” canlı yaşıyor acaba? Şu anki bilgilere bakacak olursak, tanımlanmış olan 287.665 bitki, 120.000 kadar mantar, 1.250.000’den fazla hayvan (bunların 950.000 kadarı böcek, 58.000 kadarı omurgalı) türü tanımlanmış durumdadır. Bunlar, şimdiye kadar tanımlanabilmiş olan türlerin sayısıdır ve biyologlar, gerçekteki tür sayısının bundan kat kat fazla olması gerektiği konusunda hemfikir görünüyorlar. Örneğin bakterilerin toplam tür sayıları 5-10 milyon arası olarak tahmin edilirken, mantarlar için bu rakam 1,5 milyon civarında olarak veriliyor. Tüm canlı türlerinin sayısı ise 2-100 milyon arası olarak tahmin ediliyor. Kısaca söylemek gerekirse, dünya üzerindeki canlı çeşitliliği akıl almaz boyutlardadır, buna şüphe yok.
Gelelim sadede: Evrim tartışmaları on yıllardır hiç hız kesmeden devam ederken, türlerin birbirine dönüşüp dönüşemeyeceği sık sık tartışmaya dâhil olan konuların başında gelir. Evrim savunucuları türlerin birbirlerinden dönüşerek rastgele bir seçilim mekanizmasıyla arz-ı endam ettiklerini savunurken, evrim karşıtları da türlerin asla birbirine dönüşemeyeceğini ve her bir türün tek başına ve ayrı olarak yaratılmış olması gerektiğini savunur. Şimdiye kadar da bu tip bir tartışmanın içinden taraflardan birinin kesin bir zaferle çıktığı görülememiştir.
Şimdi bu tartışmalardaki temel mantık hatalarından bazılarına yakından bakalım: Öncelikle, tür dediğimiz kavram, belki de doğada gerçek bir karşılığı olmayan, salt insan icadı bir kavramdır. İnsanın kategorik düşünüş biçimine bağlı olarak çevresindeki canlı dünyayı sınıflandırma alışkanlığının bir sonucudur. Ayrıca sanıldığı gibi tür kavramı ve tür tanımlamaları o kadar da sabit ve keskin kenarlı tanımlar değildir. Birçok canlı örneğinin hangi türe dâhil edileceği konusunda ciddi ihtilaflar yaşanmakta ve bir çok canlının filogenetik (soyoluş) ağaçları (ait oldukları taksonomik sınıflar) gözden geçirilmekte ve değişmektedir. Birçok kez, çıplak gözle ayırt edebileceğiniz herhangi bir farkı olmayan hayvanların (özellikle bazı böceklerin) farklı türler olduklarına hükmetmeniz gerekebilir. Çoğu kez de görünüşteki benzerlik ve farklılıklar yanıltıcı olabilir. Kısacası taksonomi ve tür tanımlama, oldukça kaygan zeminli ve belirsiz bir uğraştır.
Bir başka husus, taksonomi fikrinin, bir başka deyişle canlıların sınıflandırılması sürecinin, büyük oranda canlıların “akrabalıkları” üzerine kurulu olduğudur. Yani, taksonomi verileri, tür tanımları ve hayvanların sınıflandırma bilgileri üzerinden tartışmaya başladığınız zaman, otomatik olarak evrimsel akrabalık fikri üzerinde tartışıyorsunuz demektir. Bu noktanın çoğu kez gözden kaçması, özellikle evrim aleyhinde kanıtlar getirmeye çalışanların sonuçsuz döngüler içinde kalmalarına neden olabilmektedir. Yaratılışın ateşli savunucuları, çoğu kez “türler asla birbirine dönüşmez” derken, insan icadı taksonomik bir sınıflandırma birimini adeta kutsallaştırma yanılgısına düşmektedirler.
Hatırda tutulması gereken en önemli hata ise “ya o, ya bu” şeklinde ortaya çıkan ikili mantığa dayalı hatalardır. Canlılar âlemi hiçbir zaman bizim sırlandırıcı ikili mantığımıza göre iş görmez. Davranışlardan hayvan gruplarının özelliklerine kadar baktığınız her yerde, bol miktarda ara geçişler içeren, sınıflandırmayı son derece zorlaştıran “gri” unsurlar çıkar karşımıza. Hal böyleyken, yani canlılar bizim ikili mantığımıza hiç mi hiç uymazken, onları “ya şöyledir, ya da böyle!” mantığıyla tartışmanın bizi gerçeğe ulaştırmayacağı açıktır.
Tabii amaç gerçeğe ulaşmak değil de sadece kavga ve tartışma ise, bunların hiçbir önemi yoktur.
Mustafa Demir demiş
İlginç bir noktaya değinmişsin üstat. Oldukça başarılı. Benim gözlemlediğim bir hususta bu konunun Biyoloji bilimleri içerisinde incelenmesi tartışılması gerekirken, biyoloji dışı bir takım bilimsel veya bilimsel olmayan branşların üyeleri tarafından sıkı bir şekilde tartışılıyor olması. Ve evrim teorisinin bazı ideoljşk düşüncelerin destekleyicisi olduğunun lanse edilmesi.
Esasında biyolojik bilimlerde eğitim almış kişilerin bu tartışmalarda (kabul etselerde, etmeselerde) soru ve sorunlara kendilerince mantıklı açıklamalar getirebilmeleri nedeni ile bence daha sıklıkla takip edilmeli ve bunların ifadeleri bu konu için önemle değerlendirilmelidir.
metin demiş
maalesef son yüzyılda tüm bilimler politikanın ve propafandanın emrine girmiştir. biyoloji de bu bilimler arasındadır!