Hakkımda…
Sinan Canan’ın kronolojik geçmişi:
(Daha tafsilatlı bir hayat hikayesi isteyenler şuraya lütfen)
1972: Doğduğum yıl. Öncesini şimdilik geçelim…
1989: Ankara Ergenekon (Mimar Kemal) ilkokulu, Ankara Atatürk Lises, Ankara Kanuni Lisesi gibi ilginç yerlerden aldığım bazı belgeler ve girdiğim garip bir sınav sonrasında üniversiteye, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’ne başladığım tarih. Ama hepsinden önemlisi, her ne kadar o zaman bilmesem de müstakbel eşim Bige Öden ile tanıştığım senedir.
1993: Babamı bana bir elektrogitar almak üzere ikna edebildiğim yıldır kendisi… O sunta gövdeli ama güzel sesli ve havalı endamlı gitarı hala saklarım. Bir de bu yıl ilk defa “beste yapabildiğimi” farketmiştim. İlginçti. Hala yaparım.
1994: Hacettepe Üniversitesindeki arkadaşlarla Knightmare adlı heavy metal grubunu kurduğumuz tarih. Kendisi hala faaliyettedir ve bizden bir tek Bülent Başara devam ettirmektedir olayı.
1995: Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü mezun olduğum yıl (evet, 4 seneydi ama ben 6 yıl kaldım, sevdim orayı). Bu yıl aynı zamanda hiç hesapta yokken bir tıp fakültesinde (Ondokuz Mayıs Üniversitesi-Samsun) yüksek lisans yapmaya başlama yılımdır. Ayrıca Knightmare grubunun ilk büyük konserini verdiği yıl da bu yıldır. Bu yıl aynı zamanda ilk kez Ankara’dan ayrılarak denizi olan bir memlekete yerleştik…
1998: Bige Öden ile evlendiğimiz ve onun artık Bige Canan olduğu yıl. Yani galiba doğumumdan sonra hayatımdaki en önemli yıl bu oluyor. Günlerden 28 Şubat idi. Ayrıca bu yıl, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji-Embriyoloji A.D.’ndan Yüksek Lisans bitirme yılım. Civciv beyinlerinin hippokampus bölgesinde bulunan sinir hücrelerinin sayısının kan damarları tıkanınca nasıl etkilendiğini araştıran bir tez yazmıştım. Tuhaf adamlardık o zaman tabii :P
2000: İlk kızımız Aybike Canan’ın doğduğu yıl. Günlerden 19 Mayıs’tı… Tüm Türkiye kutlar sağolsunlar her yıl… Bir de ben bu yıl askere gittim. Burdur’da Nisan-Mayıs ayları arasında 28 gün boyunca vahşi doğa koşulları altında zor bir askerlik dönemi geçirdim (evet, tamam, bedelli yaptık işte, ne var?).
2003: Kardeşimin hediye ettiği ilk dijital fotoğraf makinası (Sony DSC F505v) ile dijital fotoğraf merakımın başlaması da bu yıla rastlar. Şimdi bir adet Pentax K-10D SLR makinam ve bissürü objektifim falan var.. Ama vaktim yok maalesef.. Gençler, sözüm size…
2004: Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji A.D.’ndan Doktora derecesini aldığım o ilginç senedir. Tez konumu ne siz sorun, ne ben söyleyeyim.
Bu yıl içinde ayrıca Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji A.D.’da çalışmaya başlamıştım ve hatta günlerden 27 Ağustos’ta oğlumuz Metehan Canan dünyaya gelmişti..
Ne yıldı be!
2005: Ankara’ya dönünce eski müzikdaş elemanları toparlayarak Barut adını uygun gördüğümüz bir müzik grubu kurduk. Hala da kurulmuş olarak duruyor, ilginçtir! [www.barutrock.com]. Biz bu aralar bir araya geldiğimizde müzikten daha çok muhabbet etmeyi sever olduk; yaşlanıyoruz sanırsam :/
2006: 1 Mart günü, ikinci kızımız Melike Canan’ın ailemize katıldığı tarih olup, hala her sene kutlanmaktadır.
2007: Toplam 251 saat fizyoloji dersi anlattığım yıldır… Sanıyorum Türkiye rekoru da budur… Gece rüyalarımda sinir hücrelerinden yapılmış bir sal ile karaciğer enzimleri içinde yüzdüğümü falan görmeye başlamıştım… Bizim hanım şahittir…
2008: Adımın başına Yrd. Doç. Dr. gibi garip bir ifadenin geldiği tarih. Ama bu yılın bir önemi, artık kendi kendime site tasarımı yapmaktan vazgeçip olayı blog sitelerine irca etmemdir. Eski siteme saldırıp orayı burayı silen dümbeleklerin sanırım böyle bir faidesi olmuştur; hayırlısı olsun’dur.
2009: Bu sene de yine, Başkent Üniversitesinden ayrıldığım, ev tipi akademisyen olarak hayata devam etme kararı aldığım, doçentlik sınavına baş vurduğum ve bu yazı hazırlandığı sırada halen devam etmekte olan senedir.. Bakalım neler olacakır?
Allah izin verirse, devam edecek…
* * * * *
Biraz kendimden bahsetmem gerekirse (ki burası benim sayfam olduğuna göre galiba gerekir), dijital fotoğraf çekmeyi, rock müzikle uğraşmayı, yazıp-çizmeyi, güncel bilimsel konular kadar kadim felsefi mevzuları araştırmayı seven, okumayı ve öğrenmeyi her işin üzerinde tutan bir kişiyim. Yani öyle olduğumu sanıyorum, inşallah öyleyimdir…
10 yıldan uzun bir süredir şöyle-böyle tasarladığım web sayfaları aracılığıyla insanlara bir şeyler anlatmak için uğaşmaktayım.
En son yaptığım, el emeği göz nuru web sayfam, hedef fukarası bir kaç hominid tarafından “heck”lenince, soluğu burada aldım (tabii arada bir ay kadar bir tatil de yaptım; canıma minnet ohh). Yayın devam ediyor, asayiş berkemal şimdilik :)
“Bu kadar malumatı neden internete koyuyorsun?” diye soranlara da şu yazı ile cevap vermeye gayret edeyim:
BEN BUNLARI NİYE YAZIYORUM?
Bu web sayfalarını ilk yapmaya başladığım günden itibaren, başta babam olmak üzere, neredeyse tüm tanıdıklarımdan aynı tipte bir tepki alıyorum. Aslında tepkiden ziyade bir soru bu: “Bunları niye yazıyorsun ki?”. Açıkçası ilk başta niye böyle bir site yapmaya karar verdiğimi ben de hatırlamıyorum, ama biraz “şişmiş”tim ve bir şekilde de “boşalmam” lazımdı. Senelerdir, web sayfası hazırlamasam da, milletin garipsediği bir çok şeyi yapageldim (yakında resimlerimi hikayelerimi ve diğer gairp meraklarımı burada görebileceksiniz inşallah). Fakat bunları herkesin erişebileceği bir ortama koymak fikri, ilk ortaya çıktığından beri hem beni, hem kendisini sürekli geliştirip değiştiren bir fikir haline geldi. Şu ana kadar, tüm bunları niye yaptığım konusunda aklıma gelen “neden”leri şöyle bir sıralayayım:
1. Okumayı ve düşünmeyi çok seven birisiyim. Dünyada bundan daha çok sevdiğim bir şey yok diyebilirim rahatlıkla. Bir insanın hayatında yaşayabileceği en heyecan verici tecrübenin bir şeyler öğrenebilmek ve öğrendikçe değişebilmek olduğunu düşünürüm hep. Bu sayfaları yaparkenki temel amacım da, bir şekilde bunu yakalamak. Sayfaların içerik yelpazesi genişledikçe, daha fazla öğrenmeye gereksinim duyuyorum ve bu da benim için başlıca tetikleyici unsur haline geliyor.
2. Kendime düşünce açısından benzeyen insanlara, özellikle benim gibi “fikir yalnızlığı” çeken insanlara seslenmek istiyorum. Aynı şeyleri düşünüyor olmamız veya aynı sonuçlara varmış olmamız gerekmiyor. Sadece, düşünce okyanusunun enginliği karşısında şaşkınlığa kapılabilmiş, fakat bu şaşkınlığı hissedebilecek kapasiteye ulaşabilmekten dolayı şükran duyguları ile dolu olan insanlara ulaşmak için, internetin çok iyi bir yol olabileceğini düşünüyorum. İnsanların küçük akarsular misali kaynaşıp akmasından doğacak ırmakların çok ama çok şey değiştirebileceğine olan inancım tam (Ş. Ferah). Yeter ki akarsuları dolduran sıvı “temiz su” olsun…
3. Bir diğer amacım, hayatımı, düşündüklerimi, yapıp-ettiklerimi, öğrendiklerimi, merak ettiklerimi ve “değişik” yönlerimi insanlarla paylaşmak. Ben kendim internette gezerken, bulmak istediğim, bulduğum zaman sevinçten zıplayacağım gibi bir sayfa yapmaya çalışıyorum. Ama henüz başaramadım :-))
4. İnternette böyle bir yerimin olmasının, internet üzerinde belli amaçlar için dolanan insanlarla buluşabilmem için bir fırsat olabileceğini de düşünüyorum. Aynı anahtar kelimeler peşinde olduğumuz insanlarla birbirimizi bulabiliyoruz (vâkîdir) ki bunu gerçek hayatta becermek son derece zor. Kısacası hedefim, internette öylesine “sörf” (ne demekse?) yaparken değil de, belli bir amaca yönelik olarak buralara gelen ziyaretçiler.
5. Yeni tanıştığım kişilerin beni daha iyi tanıyabilmeleri için de iyi bir veri kaynağı bu tip bir web sayfası. Kendi açımdan olabilecek en objektif (?) tarzda kendimi ve düşüncelerimi aktarmaya çalıştığımdan, benim hakkımda bir şekilde fikir edinmek isteyen insanlar için bir çeşit veri tabanı olarak da görev yapacak. İstediğim sadece bir “homepage”den biraz daha fazlası.
6. Ölmeden önce kendimi en azından bir kaç kişiye anlatabilmek de istiyorum. Bence hayat kendini ifade edebilmek için çok kısa. Belki ilerde bir kitap falan da yazarım.. :-))
7. Son olarak, kafamdan akıp giden düşüncelere bir şekilde set çekmem gerektiğini hissettim. Akıp giden bir nehir gibi, işe yaramayan bir sürü fikrin aklımdan geçip, arkada belli belirsiz tortular bırakmasını istemediğimden, bunları elimden geldiğince yazıp çizerek ve tartışmaya da açarak geliştirmeyi hedefledim. Bunun benim bildiğim en kolay yolu da, düşünceleri bilgisayarımın klavyesinde yazıp, bunları herkesin ulaşabileceği bir yerlere koymak.
İşte ben bütün bunları kabaca bu nedenlerden ötürü yazıyorum. Aslında nedenlerimin sayısı daha da fazla olabilir (hatta benim farkında bile olmadığım nedenlerim de bulunabilir) fakat, şimdilik bu kadarı yeterli galiba…
Sevgilerimle…
Ve küçük bir uyarı:
Bu sayfalar, insanları kolayca “kategorilere” ayırıp, ardından her insana, ait olduğunu düşündüğü grup ya da fikir akımına göre muamele etmeye alışmış dostlar için oldukça “eziyetli” olabilir (tecrübelerimden biliyorum :-)).
Bunun ana nedeni, diğer tüm insanlar gibi, bu sayfaların yazarının da o kadar “basit” olmaması. Hiç bir insanın kolayca anlaşılamayacağına dair de bir düşünce taşıyor kendisi. Fakat nispeten “daha basit” olarak gördüğü bir insan tipi var ki, o da başkalarını “hemen ve basitçe” anlayıvereceklerini sananlar…
O yüzden eğer insanları hemen sınıflandırıvermek gibi bir alışkanlığınız varsa, sizi www.google.com adresine davet ediyor ve internet gezinizin zevkli geçmesini diliyorum.. (Bu konularda oldukça ilginç durumlarla karşılaştığımdan, böyle bir not ekleme gereğini duydum)
S. Canan.
Ayhan KÜFLÜOĞLU demiş
“Fraktal Düşünceler” adlı kitabınızdan sitenizde yayımladığınız alıntıyı ve “İçindekiler” kısmını okudum ve hoşuma gitti; çünkü ilgilendiğim konularla kesişiyor. Kitabınızı da birkaç hafta içerisinde alacağım inşaallah. Benim de henüz bitmemiş 2 kitap çalışmam var. Web sitemi incelerseniz, sizinle sohbet edebileceğimiz çok şeyler olabilir kanaatindeyim. Saygı ve selâmlar, kitabında başarılar dilerim…
nehir demiş
sinan abi tek kelimeyle “harikasın”
İsim (gerekli) demiş
Merhaba, özellikle Türkiye’de böyle içten yazılar yazan akademisyen bulmak zor.
Sitenizi beğendim, zaman zaman ziyaret edip yazılarınızı okuyacağım.
Bende kuantum fiziği öğretiyorum, sizin Kuantum Sinirbilimi makalenizi gördüm.
Bu konularda halen şevkle çalışmalar yapıyorsanız, birbirimizle güzel paylaşımlarımız olur. Mailim zaten formda kayıtlı…
Selamlar…
Ayhan KÜFLÜOĞLU demiş
Sizinle kitabınız ve düşünceleriniz hakkında realtime diyalog kurabilmek isterdim. Siz de kabul ederseniz; ayhank27@hotmail.com
Hacer DUMAN demiş
alev alatlıyı tanıdıktan daha doğrusu tanımaya başladıktan sonra sizin de isminiz giriverdi öğrenme hayatıma. henüz ne kadar yetersiz olduğumu düşünsem de yeterlilğie giden yolda, uğrayıp su içeceğim, karnımı doyuracağım, gölgeleneceğim bir varlıksınız belki…
başarılar diliyorum
zeynep demiş
sinan abi tek kelimeyle harikasın
Koray Sıpçıkoğlu demiş
Sevgili dostum, değerli arkadaşım,
Kısa hayat öykündeki ilkokul kısmına ekleyebilecek çok bilgi var elimde:) Tamam özelinde paylaşırız… Kuantum’u karıştırmam söz:)
Seninle ilgili tek hüznüm heavy metal yerine benim tarzımda müziğe bulaşmamış olmandır. Beraber sahne paylaşamadık:) Neyse ikinci albümüme bir de senin tarzdan çalarız olur biter.
Başarılarının devamı beni mutlu ediyor. Paylaştığın bilgi birikimin ve emeklerin için, iyi ki varsın kardeşim.
Sevgilerimle
Koray Sıpçıkoğlu
sinan demiş
sinan abi hem adaşız hem meslektaşız(fizyolojide doktora yapıyorum hala)hemde web sitesi sahibiyiz..ancak ben ne zaman sizin siteyi görsem(içerik olarak çok iyi bence) hadi diyorum kendime yap şu siteyi artık ama henüz fiiliyatta bişey yok.inşallah bu yıl katılamasamda daha sonraki fizyoloji kongrelerinde tanışmayı umuyorum sizinle..selam ve saygılarımla.
sinan.
bir adam demiş
zihinsel kontoruül yazınız çok güzeldi hayattınazda güzelmniş tşkr y
arzu canan demiş
Sinan’cım seninle gurur duyuyorum,ailemizin medar-ı iftiharısın.
Başarılarının devamını diliyorum.
izmir den Arzu canan
Murat Sönmez demiş
Merhaba Sinan Bey,
Her ne kadar gıdacı olsamda, psikolojiyle de uzun zamandır amatör olarak ilgileniyorum ve sinir sistemlerini arastirma karari aldim. Sizi gorunce cok mutlu oldum.
Bilgileriniz icin cok tesekkur ederim.
Burak koçak demiş
Yıl 2003 Dijital fotoğraf gerçekten çığ gibiydi. Şimdilerde (ki ben hala genç sayılırım üniversite 5 ci yılım ), benim de dslr ve objektiflerim var ama aynı sorunu yaşayanlardanım. Hani vakit mi bulunmuyor? Yoksa başka bir neden ötürü mü çekemiyorum anlamış değilim. Biraz da çevresindeki insanlarla alakalı sanırım.
İkinci olarak, hani düşünmek bilmek diyorsunuz ya; en çok üzüldüğüm şeylerden birisidir. Üniversiteye gelince düşünemez oldum. Lisede okurken arkadaşla hayal ettiğimiz mekiklerin aletlerin bilim teknikte çıkmasına sevinirken şimdilerde hayat ortalmasından bir standart kadar sapıyor, biz de standartlaşıyoruz.
Çalışmalarında başarılar Sinan Abi.
Havva Kılıç demiş
Merhaba Sinan Bey,
“Fraktal Düşünceler” adlı kitabınızı D&R, Dost kitabevi, kitapyurdu gibi muhtelif yerlerden araştırmış olmama rağmen temin edemedim maalesef.Hiçbir yerde kalmamış. Kitabı ne şekilde temin edebileceğim konusunda yardımcı olabilirseniz çok sevinirim.
Teşekkürler.Çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Tuba Batmaz demiş
Sinan Bey merhaba,
Sitenize okyanusum.com’da yayınlanmakta olan, TRT için hazırladığınız ve ağzım açık takip ettiğim “Küçük Muhteşemdir” belgeseli ile ulaştım. Bu güzel bilimsel çalışma için size ve emeği geçenlere çok teşekkürler.
http://www.okyanusum.com/ adresindeki güzel bilgilerin sizin de ilginizi çekeceğini düşündüğüm için burada belirtmek istedim.
Ayrıca http://indigodergisi.com/ adresi de web sörfünü anlamlı kılan ve nette uzun zaman geçirdikten sonra pişmanlık hissi yaratmayan adreslerden…
Bir de eklemek istediğim bir kitap var izninizle: Aydın Arıtan –> Holistik Evren Tasarımı
Bu kitabı okumadıysanız ilginizi çekebilir diye düşünüyorum. Türkiye’de bildiğim kadarı ile (en azından Türk bir yazar tarafından) benzeri henüz yazılmadı.
Yazılarınızı da büyük bir ilgi ile okumaya başladım. Tekrar teşekkürler bu güzel paylaşımlar için.
FESİH demiş
slm öncelikle bilgilerinizi paylaştığınız için teş. edrim.
sitenizin en son güncelleme tarihini öğrenebilirmiyim.. şimdiden teş edrm.
Ali İhsan GENÇ demiş
Merhaba Sinan Bey.
“Küçük Muhteşemdir” programındaki tavrınız ve anlatım tarzınız çok etkiledi beni.İlk önce konuya ilgi duyduğum için TRT nin sayfasından yayın saatlerini öğrendim. Bazı bölümleri birkaç kere izledim hatta gece 02 veya 03 gibi zamanlarda bile izledim. Sonra farkettim ki sizin tavrınızda beni yakalayan bir şey vardı. Sanki aynı dalga boyunda hareket edip rezonans yapıyormuş gibi bir his. Sonra sizi internette araştırınca bu satırları yazma gereği duydum. Aynı konulara ilgi duyuyor olmamızın dışında gerçeğin peşinde koşan bir bilim ve felsefe adamı sıfatı görüyorum sizde. Gençlik yıllarımda içimdeki asi ruh yüzünden rock dinlerdim ama şimdi çok fazla sarmıyor. Ayrıldığımız birkaç noktadan biri bu. Size karşı dostça hislere sahibim.Neyse lafı fazla uzatmadan veda edeyim.Hayatta size başarılar dilerim. Son söz Koca Yunus’tan olsun: Sevelim, sevilelim , bu dünya kimseye kalmaz.